Birfanidenbirfaniden.
BAZEN İNSANA İYİ GELEN ŞEY, SADECE YAZMAKTIR.Hiç birine bir şeyler anlatmaya başlayıp konuşmanın sonunda, “Ben aslında neye üzüldüğümü şimdi anladım.” dediğiniz oldu mu?Bence yazmak da buna benziyor. Zihnimizde dolaşan düşünceler bazen birbirine karışıyor. Bir yanda geçmişte yaşadığımız bir olay, diğer yanda yarın yapmamız gerekenler, söyleyemediğimiz bir söz, içimizi ısıtan küçücük bir mutluluk… Sonra oturup birkaç cümle yazıyoruz. Düşünceler yavaş yavaş görünür hâle geliyor.İnsan anlatırken bazen kendisini de dinliyor. Bunun psikolojide de karşılığı var.YAZMAK NEDEN İYİ GELEBİLİYOR?Psikolog James W. Pennebaker'in öncülük ettiği araştırmalarda “ifade edici yazma” (expressive writing) denen bir yöntem inceleniyor. Temel fikir şu: İnsanların yaşadıkları olaylar ve bunların uyandırdığı duygu ve düşünceler hakkında içtenlikle yazması.Amaç güzel yazmak değil; yaşadıklarımızı kelimelere dökebilmek. Yazılanları kimsenin okuması bile gerekmiyor.2023'te yayımlanan, 4.012 kişinin katıldığı 31 deneysel çalışmayı değerlendiren bir meta-analiz, ifade edici yazmanın depresyon, kaygı ve stres belirtileri üzerinde ortalama olarak anlamlı bir olumlu etkisi olabildiğini gösterdi.Düşünün: “Bugün canım sıkkın.” diye başladığınız bir yazı, birkaç satır sonra “Aslında emek verdiğim bir işin karşılığını alamadığım için kırgınım.” cümlesine dönüşebiliyor.Sorun bir anda çözülmüyor belki ama ne hissettiğimizi daha iyi anlayabiliyoruz.YARGILANMA KORKUSU BİZİ NASIL SUSTURUYOR?Sanırım yazmanın önündeki en büyük engellerden biri bazen ne söyleyeceğimizi bilmemek değil, söyleyeceklerimizin nasıl karşılanacağını düşünmek.“Ya yanlış anlaşılırsam?”“Ya saçma bulurlarsa?”“Ya yazım hatası yaparsam?”“Ya kimse okumazsa?”Bu sorular bazen daha ilk cümleyi yazmadan bizi durdurabiliyor.Oysa bir insanın düşüncesinin değeri, noktalama işaretlerini kusursuz kullanmasına bağlı değil. Kimi insan duygularını çok güzel anlatır ama yazım kurallarında zorlanır. Kimiyse çok şey söyleyebileceği hâlde eleştirilmekten çekinir.Böyle anlarda ihtiyacımız bir sınav kâğıdı değil, rahat hissedebileceğimiz bir alan.Elbette kimseye “Burada asla yargılanmazsın.” diye garanti veremeyiz. Herkese açık bir yerde paylaştıklarımız yanlış anlaşılabilir. Bu yüzden neyi, kiminle paylaşacağımıza karar vermek de önemlidir. Fakat birbirimize yaklaşımımızla daha saygılı ve güven veren bir ortam kurabiliriz.SERBEST YAZIM: ÖNCE YAZ, SONRA DÜŞÜNBurada çok sevdiğim başka bir yaklaşım devreye giriyor: “Serbest yazım” (free writing).Yazma eğitimi alanında Peter Elbow'un yaygınlaştırdığı bu teknikte, belirli bir süre boyunca durmadan yazıyorsunuz. Yazdığınız cümleyi silmek, kelime seçimini düzeltmek, imlayı kontrol etmek zorunda değilsiniz. Aklınızdan ne geçiyorsa kâğıda veya ekrana döküyorsunuz.Hatta ne yazacağınızı bulamazsanız, “Şu an ne yazacağımı bilmiyorum.” diye yazmaya devam edebilirsiniz.Kulağa komik geliyor olabilir. Ama mantığı çok güzel: İçimizdeki sürekli hata arayan sesi bir süreliğine susturup düşüncelerimize alan açmak.İlk cümlenin harika olması gerekmiyor. İlk paragrafın çok mantıklı olması da gerekmiyor. Bazen ne düşündüğümüzü ancak yazmaya başladıktan sonra fark ediyoruz.Burada bir ayrım var: Serbest yazım çoğunlukla kişisel bir alıştırmadır; yazdıklarımızı mutlaka yayımlamak zorunda değiliz. Ama bu yaklaşımın ruhunu gündelik paylaşımlarımıza da taşıyabiliriz. Önce samimiyeti önemsemek, kendimizi imla hataları yüzünden değersiz hissetmemek, içimizden geleni söylemeye cesaret edebilmek...Bir insanın bir cümlede harfleri karıştırmış olması, anlattığı şeyin kıymetini azaltmaz.KATARSİS: “İYİ Kİ ANLATMIŞIM” DEDİĞİMİZ ANBir de psikolojide “katarsis” (catharsis) diye bir kavram var. Kabaca, birikmiş duyguların ifade edilmesiyle yaşanabilen duygusal boşalma ve rahatlama deneyimini anlatıyor.Hani bazen bir arkadaşınıza uzun zamandır içinizde tuttuğunuz bir şeyi anlatırsınız. Arkadaşınız size bir çözüm bile sunmaz. Ama konuşmanın sonunda “İyi ki anlattım.” dersiniz.Yazarken de bazen buna benzeyen bir ferahlık hissedilebilir.Yine de katarsisi “İçindekini döken herkes mutlaka rahatlar.” şeklinde anlamamak gerekiyor. Sürekli aynı öfkeyi tekrar etmek her zaman iyi gelmez; bazı duyguları yazmak da başlangıçta zorlayıcı olabilir. Bazen asıl fayda, duyguyu yalnızca dışarı çıkarmaktan değil, onu anlamlandırmaktan gelir.Benim sevdiğim düşünce şu: Yazmak, duygu ve düşüncelerimize bir çıkış kapısı açabilir. O kapıdan geçip geçmemek ise bize kalmış.DUYGUNUN ADINI KOYUNCA BİR ŞEY DEĞİŞEBİLİYORPsikolojide “duyguları isimlendirme” (affect labeling) adı verilen bir kavram daha var. Matthew Lieberman ve çalışma arkadaşlarının 2007'de yayımladığı bir beyin görüntüleme araştırmasında, olumsuz duygulara kelimelerle isim vermenin duygusal tepkilerle ilişkili beyin etkinliğini etkileyebildiği görüldü.“Kötüyüm.” demekle “Bugün kendimi dışlanmış hissettim.” demek arasında bir fark olabilir. İkinci cümle, duyguyu daha net tanımamıza yardımcı olabilir.Belki de bu yüzden bazen yazarken kendimize şaşırıyoruz. Birine kızgın olduğumuzu sanırken aslında hayal kırıklığı yaşadığımızı görebiliyoruz.Kim bilir, belki de kimi zaman ihtiyacımız olan şey büyük cevaplardan önce doğru soruları sorabilmektir.AMA YAZMAK SADECE DERT ANLATMAK DEĞİLŞimdi işin bence en güzel tarafına gelelim. İçini dökmek denilince akla hep üzüntüler geliyor. Oysa insan sevincini de anlatmak ister.İlk maaşıyla ailesine hediye alan biri, yeni bir dilde ilk sohbetini yapan bir öğrenci, yıllarca uğraştıktan sonra yetiştirdiği çiçeği açan biri, çocukluğunun bir anısını hatırlayan başka biri...Bunları okumayı seviyorum. Çünkü hayat her zaman büyük olaylardan oluşmuyor. Bazen güzel bir gün, lezzetli bir yemek, tesadüfen karşılaştığımız eski bir arkadaş veya başarılı olduğumuz küçücük bir iş bile anlatmaya değer.Birinin mutluluğu kendi hayatımızdaki güzellikleri hatırlatabilir. Birinin sorusu bize yeni bir şey öğretebilir.Hiçbirinin binlerce beğeni alması gerekmiyor.BAŞKASININ HİKÂYESİNDE KENDİMİZİ BULMAKHiç tanımadığınız birinin yazdıklarını okuyup “Bunu ben de yaşamıştım!” dediğiniz oldu mu?Bence internetin en güzel ihtimallerinden biri bu. Birbirini hiç tanımayan iki insanın birkaç cümlede ortak bir noktada buluşması.Bir öğrenci sınav stresini anlatıyor, yıllar önce aynı yoldan geçmiş biri deneyimini paylaşıyor. Bir girişimci ilk müşterisini bulmanın sevincini yazıyor, iş kurmayı düşünen başka biri cesaretleniyor. Bir insan yaptığı bir yanlışı anlatıyor, bir başkası kendi hayatına farklı gözle bakıyor.Bazen en güzel cevap bir öğüt değil, “Seni dinliyorum.” demektir.YAZDIKLARIMIZ GELECEKTEKİ BİZE DE KALIYORYıllar önce yazdığınız bir mesajı okuduğunuzda hiç gülümsediniz mi?Eskiden çok önemli gördüğünüz bir sorun bugün geride kalmış olabilir. Bir zamanlar cesaret edemediğiniz bir şeyi artık rahatlıkla yapıyor olabilirsiniz. Eski düşünceleriniz değişmiş, hayalleriniz büyümüş olabilir.Yazdıklarımız hayatımızın küçük izleri gibi. Bugünkü düşüncelerimiz, yarının hatıralarına dönüşüyor.Bunun için herkesin kitap yazmasına veya çok iyi bir anlatıcı olmasına gerek yok. Bir paragraf, bazen birkaç cümle, hatta tek bir soru bile hayatımızdaki bir ânı saklamaya yetebilir.PEKİ NASIL BİR ORTAMDA DAHA RAHAT YAZABİLİRİZ?Bence cevap sadece teknolojide değil, birbirimize davranışımızda.Birinin yaptığı yazım hatasını alay konusu yapmadığımızda… Farklı bir fikre hakaret etmeden karşılık verdiğimizde… Birisi içini döktüğünde hemen yargılamak yerine önce anlamaya çalıştığımızda… İnsanların kendi sınırlarını ve mahremiyetlerini gözettiğimizde…İşte o zaman konuşmak daha kolay olabilir.Kimse mükemmel cümleler kurmak zorunda hissetmemeli. Kimse her paylaşımında bilgi vermek, komik olmak, etkileyici görünmek veya herkesi memnun etmek zorunda değil.Elbette özgürce yazabilmek, başkalarını incitme hakkı anlamına gelmez. Samimiyet ile saygı birbirine karşıt değil; tam tersine birbirini güçlendiren şeyler.İnsan rahat hissettiği yerde daha çok kendisi olabilir. Ben de burada bunun mümkün olmasını isterim.SON OLARAK...Hepimizin farklı bir hayatı var. Bir çiftçinin topraktan öğrendikleri, bir ustanın yılların içinde kazandığı deneyim, bir öğrencinin hayalleri, bir annenin anlattığı çocukluk anısı... Hepsi kıymetli.Bir şeyler anlatmak için önemli biri olmanız gerekmiyor. Anlatacaklarınızın olağanüstü olması da gerekmiyor.İsterseniz bir fikrinizi paylaşın. İsterseniz komik bir anınızı. İsterseniz bugün sizi neyin mutlu ettiğini yazın. Zor bir gün geçirdiyseniz ve anlatmak istiyorsanız onu da yazabilirsiniz. İsterseniz hiçbir şey paylaşmadan sadece başkalarını okuyun.Yazım hatası mı yaptınız? Olabilir. Cümlenizi tam toparlayamadınız mı? O da olabilir. Burası bir kompozisyon yarışması değil.Bazen en güzel cümleler, kusursuz olanlar değil; gerçekten bir insana ait olduğunu hissettirenlerdir.Çünkü bazen yazarken kendimizi tanırız, okurken birbirimizi anlarız.Ve belki de çok güzel bir sohbet, yalnızca şu cümleyle başlar:“Size bir şey anlatmak istiyorum…”Peki siz hiç bir şey yazdıktan sonra kendinizi hafiflemiş hissettiniz mi? Ya da bir başkasının yazısında kendinizden bir parça buldunuz mu?Merak ediyorum. Anlatmak isterseniz okumaktan mutluluk duyarım.
0 0 0